2011 Mart Döneminde İşsizlik %18,0! Türkiye’de Gerçek İşsizlik

  • 1 - İşsiz
  • 2 - Eksik İstihdam
  • 3 - İş Bulma Ümidi Yok
  • 4 - İş Arayıp Çalışmaya Hazır/Diğer
  • 5 - Mevsimlik Çalışanlar
  • 6 - TÜİK İşsiz
  • * Tüik tarafından işsizlik oranına dahil edilmeyen iş gücü

İşsizliğin, Türkiye’de ve dünyada giderek artan bir öneme sahip olduğu görülmektedir. Başlangıçta, konjonktürel gibi görünen işsizlik sorununun dünyanın pek çok yerinde gelişen ekonomiyle birlikte yapısallaşması söz konusudur.

Türkiye’de işsizlikle ilgili tüm veri toplama çalışmaları Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yürütülmektedir. TÜİK her ay için işsizlik verilerini açıklamaktadır. TÜİK, işsizlik oranlarını hesaplarken (tanım gereği) gerçekte işsiz kabul edebileceğimiz bazı grupları işsiz olarak kabul etmemektedir. Bu durum açıklanan işsizlik oranlarının gerçeği yansıtmaktan uzak kalmasına neden olmaktadır.

İşgücü piyasasında istihdam aynı zamanda eksik istihdamı beraberinde getirmektedir. Eksik istihdamı görülebilir ve görülmeyen eksik istihdam olarak ikiye ayırmak mümkündür.

Görülebilir eksik istihdam, referans dönemde ekonomik nedenlerle, kendi isteği dışında normal çalışma süresinin (40 saat) altında çalışanları kapsamaktadır. Mevcut işinde veya bir başka işte çalışmaya müsait olduğu halde haftalık 40 saatten daha az çalışanların eksik istihdamda olduğu kabul edilir.

Eğitim ve vasıflarına uygun olmayan işlerde istihdam edilenler ile çalıştığı halde ücret azlığı, işinden memnun olmama gibi nedenlerle işini değiştirmek istediği için iş arayan kişiler görülmeyen eksik istihdamdadırlar.

İşsizlik TÜİK kaynaklarında şu şekilde tanımlamaktadır: "Referans dönem içinde istihdam halinde olmayan kişilerden (kar karşılığı, ücretli ya da ücretsiz olarak bir işte bir saat bile çalışmayan ve böyle bir işle bağlantısı olmayan)iş aramak için son üç ay içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış ve 15 gün içinde işbaşı yapabilecek durumda olan çalışma çağındaki kişiler işsiz sayılır.”

Tüm bu durumlar göz önüne alındığında; işgücü piyasasında ve toplum algısında işsizlik kavramının reel olarak TÜİK’in açıkladığı rakamlar gibi olmadığı ortaya çıkmaktadır. Bu durumun gerçek boyutlarla göz önüne konulması için işsizlikle ilgili tüm olayların dikkate alınması kaçınılmazdır. Alptekin(2010) çalışmasında, geliştirilmiş işsizliğe işbaşı yapmaya hazır olanlar ve mevsimlik çalışanları dahil etmiştir. Fakat iş bulma ümidi olmayan bir milyona yakın kişinin de işsizlik rakamlarına dahil edilmesinin gerekli olduğu düşünülmektedir. TÜİK tarafından hesaplamalara 2.284.000 işsiz çeşitli nedenlerden dolayı dahil edilmemektedir. Bu kadar büyük bir rakamın göz ardı edilmesi kamuoyunu yanıltmaya yol açabilir.

Çalışmamızda geliştirilmiş işsizlik ile devletin açıkladığı işsizlik arasındaki farklar incelenmiştir. Tablo ve grafikten de daha detaylı görüleceği üzere resmi işsizlik ile reel işsizlik arasında 2 kat fark görülmektedir.

İşsizlik, tüm dünya ülkelerinin küresel krizlerle birlikte başlıca sorunu haline gelmiştir. Türkiye’de işsizlik; özellikle 1980 sonrası dönemde, küreselleşmeyle birlikte ekonominin ve sosyal toplumun temel sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Teorik olarak işsizliğin temel nedenleri arasında nüfus artış hızı, göç nedeniyle kente yerleşen eğitimsiz nüfusun işgücü gereksinimlerini karşılayamaması, sanayileşme ve Soğuk Savaş sonrası emek yoğun sermayeden makine yoğun sermayeye geçiş süreci, üretim ağırlıklı ekonomiden hizmet ağırlıklı ekonomiye geçiş gibi nedenler gösterilmektedir.

İşsizlik, teorik olarak devletlerin biçimlendirdiği şekliyle açıklanmakta ve genelde işsizliğe sebep olarak toplumsal yahut küresel gelişimler gösterilmektedir. Fakat gerçek bunun tersi yönündedir. Küreselleşmeyle birlikte devletler liberal ekonomiyi kabullenmekte ve tüm planlamalarını buna göre yapmaktadır. Oysa göz ardı edilen durum sosyal faydadır. Sosyal fayda, liberal ekonomiyle çelişen devletin toplumu kar-zarar mantığıyla yönetmemesi ve toplumun refahı yönünde çalışmalar yapmasından geçmektedir.

Türkiye’de işsizlik mevsimsel ve konjonktürel olarak açıklanamaz. İşsizlik sorununun yapısal olduğu dönemler itibariyle incelendiğinde gözler önüne serilmektedir. 2000-2010 döneminde işsizliğin nüfusun 10 katı oranında artması ve 1 milyona yakın işgücünün (796 bin kişi) iş bulma ümidinin olmaması sorunun yapısal olduğunun göstergesidir. Ayrıca iş aramaktan vazgeçen işgücü sayısı (1 milyon 388 bin kişi) 1 buçuk milyona yaklaşmaktadır. Türkiye’de yapısal işsizlik neticede kronik hale gelmiştir.

Sonuç itibariyle özelleştirme ve neo-liberal politikalarla işsizlik trendi aşağıya çekilememektedir. Çözüm olarak üretime ağırlık verilmesi ve sosyal faydacı politikalar Türkiye için işsizliğin çözümü olabilecek yöntemlerin başında gelmektedirler. Bu ve benzeri sosyal uygulamalar hayata geçirilmediği takdirde kronik işsizliğin artarak devam edeceği kaçınılmazdır.